top of page

GÖZETMEN.1. BÖLÜM

Çocuk Gelişimi ve Eğitimi

Eğitmen ve Ebeveynlerin Rehber Kitabı

 

 

 

 

Çocuk Eğitimi,  GÖZETMENLER’in   (Ana- Baba- Öğretmen) aktif gözlemleri rehberliğinde gelişebilen uzun soluklu bir yolculuktur.

Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (s.a.v) eğitimin Dünyada ki ve ahirette ki önemini; şu Hadis-i Şerifi ile vurgulayarak bizlerin yolunu aydınlatmıştır. “Beşikten mezara kadar ilim talep ediniz”.H.Ş.

A.İlhan EZEL

 

 

 

 

 

***İSLAMDA EĞİTİMİN TARİHÇESİ***


Eğitim ve Öğretim konusunda yüzyıllar boyunca cilt, cilt kitaplar yazılmış, birçok deney, test ve istatistik yapılmıştır.

Batıda bu tür çalışmalar ilk defa Eğitimci Comenius tarafından başlatılmış ve çalışmaların sonucu bir cümlede özetlenmiştir.

“Eğitimde başarı, çocuğun bireyselliğiyle, onun ilgi ve yeteneklerinin tanınmasıyla gerçekleşebilir.”

Bu önemli bulgu eğitimde bir öz kabul edilmiş ve eğitimciler bu konu üzerinde yoğunlaşmıştır. Eğitim problemini çocukluk çağından itibaren ele almanın netice itibariyle sağlayacağı başarıyı fark eden batılı eğitimcilerin çalışmaları incelendiğinde bahsettiğimiz “SIR” mefhumunun daha da belirginleştiğini görüyoruz. Günümüze kadar gelen çeşitli Eğitim ve Öğretim metotları incelendiğinde, on beş asır öncesine dönüp, Rasulullah’ s.a.v in Eğitim ve Öğretim konusundaki “NEBEVÎ SIRRA” hayran olmamak mümkün değildir.   

Comeniusun   keşfi bu kadar ilgi çekip  beğeni kazandığında gözlerimizi on asır öncesine çevirip Sevgili Peygamberimiz s.a.v in eğitim metotlarını bir hatırlayalım ve şu H.Ş’ e kulak verelim.

“Öğrenenlerin ferdi farklılıklarını göz önünde bulundurma metodu oplamıştı. Ve onları kendisine severek tâbî olan, idealleri uğruna her şeyleri feda edebilecek olgunluğa ulaştırmıştı.


Bu büyük başarı, metodun esas sahibi olan Rabbimizin bir MUALLİM olarak gönderdiği Habibini “RABBANİ” bir eğitimle yetiştiğinin kanıtıdır.

Böylece Peygamber Efendimiz (s.a.v) kendisine ihsan edilen bu nimetle insanlar arasında ilmi yaymaya başlamış, açıklamalarındaki sadelik, ifadelerindeki samimiyet onları  kendisine çekmişti. O ruhundaki aydınlık, açık kalplilik, son derece merhameti ve üstün zekâsıyle en etkili metotları kullanarak insanları cehalet karanlığından kurtarmıştı.

Yalnız İslam Aleminde değil akıl sahibi olan tüm insanların hayran olduğu Peygamber Efendimiz (s.a.v) hakkında Batı aleminin ünlü düşünür ve Yazarları bakın neler diyorlar.

 

 O, bu metodu ile büyük kitleleri başarıyla eğitmişti. Asıl başarı o dönemde  bu gerçeği anlayıp, uygulamaktı.Peygamberimiz s.a.v bu metodu ile küçük, büyük, kaba, sert ve uyumsuz mizaçlara “Rabbani Bir hitapla yaklaşmış, büyük toplulukları ıslah etmiş, boyun eğdirip etrafında t

             

TOLSTOPeygamber Hz. Muhammed s.a.v büyük bir ıslahatçıdır. İnsanlığa çok büyük bir hizmette bulunmuştur. Bir ümmeti Hak Nuruna kavuşturmuştur. O’na bu, şeref olarak yeter. Onları kan dökmekten kurtardı. Barışa eriştirdi. Onlara yükselme yollarını açtı. O’nun gibi büyük bir zat, her türlü saygıya lâyıktır.

PRENS BİSMARKBen sana çağdaş olamadığımdan dolayı üzgünüm Ey Muhammed s.a.v. İnsanlık senin gibi seçkin bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra da göremeyecektir. Ben, heybetli huzurunda derin bir saygı ile eğilirim.

Prof.Dr. MICHAEL H. HARİ*Dünyanın en etkili şahsiyetleri listesinin başına Hz. Muhammed s.a.v i seçmem bazı okurlarımı şaşırtabilir. Fakat Hz. Muhammed s.a.v tarihte dinî ve dünyevî açılardan en üstün başarıya ulaşmış tek şahsiyettir 

 

 


ÂLEMLERE RAHMET OLARAK GÖNDERİLEN ÖRNEK İNSAN PEYGAMBER EFENDİMİZ HAZRETİ MUHAMMED (S.A.V) İN GÜZEL AHLÂKI

 

RABBİMİZ (c.c) O’NU BİR MUALLİM OLARAK GÖNDERMİŞTİR.

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪ي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَث۪يرًاۜ

“Andolsun ki Allah Raulünde, sizin için uyulacak en güzel bir örnek var, o, size en güzel bir numune ve Allah'tan mükafat umana ve ahiret gününde mükafat umana ve Allah'ı çok çok anana da en güzel bir örnektir” .

 

 

Peygamber Efendimiz (s.a.v)in mühr-ü şerifi

“Muhakkak ki ben ancak bir “MUALLİM” olarak gönderildim”(H.Ş)

.Rasulullah s.a.v Efendimiz bir gün odalarından birisinden çıkıp mescide girdiğinde, halka olup oturmuş iki cemaat gördü. Bu halkalardan biri Kur’an okuyor ve Allah’a (c.c)dua ediyor, diğer halka ise ilim öğreniyor ve öğretiyordu. Rasulullah (s.a.v) Efendimiz “ Hepsi hayır üzeredir. Şunlar Kur’an okuyup Allah (c.c )’a dua ediyorlar. Allah-u Teâlâ onlara dilerse istediklerini verir, dilerse vermez. Şunlar da ilim öğrenip öğretiyorlar. “Muhakkak ki ben ancak bir MUALLİM olarak gönderildim.” Buyurdu ve ilim halkasına oturdu. (Sünen)

Evet, Rabbimiz O’nu bir Muallim olarak göndermiştir. O beşeriyette kendisinden daha büyüğü bulunmayan bir eğitimci, öğretici, ıslah edici, gönülleri ferahlatan, öğretirken eğiten eşsiz bir Muallimdir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v ) in Muallim kişiliği incelendiğinde en büyük sırrın O’nun Ümmî özelliğinde gizli olduğu görülür. Rabbimiz Nisa Suresi 113’de “( Allah c.c ) “sana bilmediğini öğretmiştir. Allah (c.c) ın sana olan nimeti ne büyüktür” buyurmuştur

İslam’ın gelişinden önce Eğitim ve Öğretim sözlü bir geleneğe ve hafızaya dayanıyordu. Şiir konusunda ileri gidilmiş ve buna bağlı olarak dil ve edebî zevkler gelişmişti. Ne var ki halkın büyük bir kısmı göçebe olduğu için yaşam şartlarının ağır olması onların okuma-yazma gibi konularda geri kalmalarına neden olmuştu. Kültür seviyesi gelişememişti. O dönemlerde okuma-yazma bilenlerin sayısı on beş-yirmi kadardı. Medine’de ise bu sayı daha da azdı.

Buharî nin rivayetine göre, Peygamberimiz bu (s.a.v ) vurgulamak için kendi dönemi için “okuma-yazma bilmeyen” ümmî bir kavim tabirini kullanmıştı. Bununla beraber Asr-ı Saâdet yeni bir Eğitim ve Öğretim dönemi olmuş, (s.a.v ) Efendimiz müfredatı Kur”an ve Sünnet olan yeni dönemi başlatmıştı. Kendisi de çok güzide bir topluluğa (Sahabe”ye) Muallim olarak katılmıştı.

Kur”an’ ın Efendimize (OKU!) emriyle nazil oluşundan sonra Araplar yazılı bir kitaba kavuştular.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) önceleri kendine vahy edile ayeteri  ezberler, tekrarlar sonra Sahabeye aktarırdı. Daha sonraları yazma işlemi ilgili alâmetler zuhur etti. Böylece konu ile ilgili çalışmalar büyük bir hevesle gelişmeğe başladı. Bu konuda bilgi veren kitaplar Bakara Suresi 282. Ayeti Kerimede buyurulan “Ey iman edenler, tayin edilmiş bir vakte birbirinize borçlandığınız zaman onu yazı ile tesbit ediniz.” İfadesinin zımni bir emir kabul edildiğini beyan ederler. (N. Ayasbeyoğlu. Bkz. İslamiyet’in Eğitimimize Getirdiği Değerler.)

Yukarda bahsettiğimiz emir kabul edilen Ayet’in nüzülünden sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v) kendisine vahyedilenleri kâtiplerine yazdırarak hem emre uymuş hem de Eğitim ve Öğretimi yaygınlaştırmıştır. Böylece Rabbimizin Yüce Emri olan “OKU” kelamı Efendimiz ile uygulanmaya başlamış ve zaman içinde geniş bir alana yayılmıştır.(Dr. M. F. Bayraktar.(Age. 85) 

Bu gayret sonucunda “Okuma-Yazma” çok önem kazandı. Hatta Asr-ı Saadette Müslümanların galibiyeti ile sonuçlanan Bedir Muharebesinde 10 kadar esir alınmıştı. Bu esirler içinde fidye veremeyen fakat bildiklerini öğretebilecek olanlar vardı. Bunların her biri 10 çocuğa okuma-yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakılıyordu. Eğitim artık bu şahıslara devredildi. Onlar Küttap muallimleri olarak esirlikten kurtuldular ve yeni görevlerine başlayarak  “Eğitim ve Öğretim” i devam ettirdiler.

İlmin yaygınlaştırılmasını hedefleyen Rasulullah Efendimiz (s.a.v) için her mekân bir eğitim mekanıydı. Çünkü boşa geçirilecek bir an dahi yoktu.

Rasulullah (s.a.v) Efendimiz döneminde kişi bildiğinin âlimi olarak vasıflandırılırdı. Bu bakımdan her kişi bilgisi oranında eğitime katkıda bulunur, bildiklerini bilmeyenlere öğretirken kendisi de bilmediklerini öğrenmeye gayret ederdi. Bu gayretli insanlarla eğitim yaygınlaştı.

Abdu’l Kays kabilesinden gelip kendisini dinlemek isteyen bir topluluğa "İlmi öğreniniz, öğrendiklerinizi de halka öğretiniz. Kur'anı da öğrenin ve halka öğretin. Çünkü ben öldüğüm zaman ilim ortadan kalkar, fitne zuhur eder. Hatta iki kişi ihtilaf eder de aralarını kimse bulamaz." ashabına da  “Söylediklerimi iyice belleyiniz ve kabilenizden buraya gelemeyenlere anlatınız, öğretiniz” buyurmuştur.

 Böylece ilk “Eğitim ve Öğretim” metotlarını uygulamaya başlamıştır aynı ikazı  yaparak hem işin ehemmiyetine işaret etmiş hem de onların şahsında tüm halkını çalışmaya teşvik etmiştir.(Ad. Darimi.Sünen 1/73)

“ULEMA EVLERİ” VE “KÜTTAP” LARDA  EĞİTİM

 

Eğitim çalışmalarının ilk başladığı dönemlerde Rasulullah (s.a.v) Efendimiz eğitimi kendi evinin özel bir bölümünde yapıyordu. Tebliğ görevine evinde başlayan Rasulullah (s.a.v) Efendimiz ilk önce farz kılınan iki rekât namazı da yine bu evde talim etmiştir.

Daha sonraları Erkam” ın evi bu gaye için kullanılmaya başlandı. Hatta Medine ye muallim olarak gönderilen Mus”ab b. Umey( r.a) da bu evde yetişmiştir. (Dr.F. Bayraktar.-Age.88-89.) Ayrıca Hz. Ebu Bekr (r.a) nın Kâbe haremindeki dairesi ve Said bin Zeyd (r.a) evi de bu hizmete katılan mübarek evlerdendi.

Bu çalışmalar artık gelenek haline geldi, küçük çocukların ve büyüklerin okuma yazma öğrenimleri “ULEMA EVLERİadı verilen bizzat muallimlerin kendi evlerinde devam etti.

Daha sonraları öğrenci sayısının artması sebebiyle artık mekânlar bu ihtiyaca cevap veremez oldu. Çalışmalar evlerden daha geniş mekânlara nakledilerek daha kapsamlı olarak devam etti. Böylece Eğitim Kurumları ilk defa Mektep haline geldi. “KÜTTÂP” adı verilen zamanın mekteplerinde müfredatı Kur’an ve Dini Bilgiler olan okul dönemi başladı.

Bu Küttaplar büyük ve tantanalı yapılar değildi. Gayet basit, sade ve mütevazı yerlerdi. Tezyinat yoktu. Yerlerde hasırlar serili idi ve genişliği öğrenci sayısına göre ayarlanmıştı. Bazen bir dükkan ve ya bir ev odası bile küttap olarak kullanılıyordu .(Hamidullah. Age.22) Küttaplarda Kur’an ve diğer dinî bilgiler belli bir müfredat dahilinde uygulanırdı.. 

 İbn-i Haldun. Sosyolog-Eğitmen

Daha sonraları  Okullara “SIBYAN MEKTEBİ” adı verildİ. Sistem İb-i Haldun görüşüne göre şekillendi. Müfredat da aynı görüşe göre hazırlanırdı. Mezun olan öğrenciler yüksek öğretim yapmak istemezlerse Sıbyan  mekteplerinde muallim olarak göreve başlarlardı. 


 

 

 

 

KONU İLE İLGİLİ BİR ALINTI

7.727

27.988

• 4  HYPERLINK "https://www.kadinlarkulubu.com/konu/bed-i-besmele-4-yas-4-ay-4-gun-merasimi.1113405/post-59099365" HYPERLINK "https://www.kadinlarkulubu.com/konu/bed-i-besmele-4-yas-4-ay-4-gun-merasimi.1113405/post-59099365" HYPERLINK "https://www.kadinlarkulubu.com/konu/bed-i-besmele-4-yas-4-ay-4-gun-merasimi.1113405/post-59099365"Mart  HYPERLINK "https://www.kadinlarkulubu.com/konu/bed-i-besmele-4-yas-4-ay-4-gun-merasimi.1113405/post-59099365" HYPERLINK "https://www.kadinlarkulubu.com/konu/bed-i-besmele-4-yas-4-ay-4-gun-merasimi.1113405/post-59099365" HYPERLINK "https://www.kadinlarkulubu.com/konu/bed-i-besmele-4-yas-4-ay-4-gun-merasimi.1113405/post-59099365"2019

Konu SahibiEvvabNasıl ebeveynin çocuk üzerinde hakları varsa, çocukların da anne-babaları üzerinde hakları vardır. Kendilerine güzel isimler konulmasıİslâm'ın güzelce öğretilmesihelâlinden rızıklarla beslenmesi… gibi.

Bunların en başında geleni de şüphesiz “din eğitimi”dir. Aslında çocuk anne karnındayken, hatta rahme düşmeden evvel bu eğitim başlamış olur. Anne ve babanın her hâl ve hareketi, psikolojileri, yedikleri-içtikleri, ibâdet ve hayat şartları; doğumdan önceki çocuğun bile dünyasını şekillendirmeye başlar. Hâmilelikte de, annenin psikolojisi, dışardan gelen en küçük sesler bile çocuk tarafından hissedilir ve onu etkiler. Günümüz modern tıbbı da bunu tesbit etmiştir.Eskiden büyükler, hâmile kadına güzele bakmasını ve sesli olarak Kur'ân-ı Kerim okumasını tavsiye ederlerdi. Bu tavsiyeleri dikkate alan anneler, doğumdan sonra da çocuklarını mümkün mertebe abdestliyken emzirmeye çalışır, yine emzirirken yavrusunun yüzüne baka baka Yasîn-i Şerîfi okurlarmış. Ailece, çocuğun ilk sözünün «Allâh» olmasına îtina gösterilir ve ezberine alacağı ilk şeylerin, günümüzdeki gibi boş ve mâlâyânî şeyler değil, kısa sûreler veya duâlar olması istenirmiş.Çocukların en verimli ve kalıcı bilgiler öğrenecekleri yaşlar, hayata yeni yeni intibak gösterdiği yıllardır. Nitekim yapılan araştırmalar, 3 yaşındaki bir çocuğun, ayrı dili diksiyonlarıyla beraber öğrenip konuşabilecek zekâ ve hâfıza kuvvetine sahip olduğunu göstermektedir. Bu kabiliyet, zamanla azalmakta ve 20 yaşına ulaşan bir genç, kapasitesinin beşte dördünü kaybetmektedir.Bu gerçeğin farkında olan ecdadımız, çocuklukta öğrenilenlerin “mermere kazınan yazılar” gibi olduğunu düşünmüşlerdir. Bu sebeple çocukların, 4 yaş, 4 ay, 4 günlük olmalarıyla şenlik edâsıyla dînî bir merâsim yaparlardı. “Bed-i besmele” veya “âmin alayı” da denilen bu merasime, âile ve komşular hep birlikte iştirak ederler ve çocukları büyük bir coşku içinde Kur'ân-ı Kerim ile tanıştırırlardı. Bu özel günde çocukların güzel hâtıralar eşliğinde Kur'ân-ı Kerim öğrenmeye başlaması için âdeta bir seferberlik havası estirilirdi.Günümüzde unutulmaya yüz tutmuş bu âdeti, tekrar hatırlamanın faydalı olacağını düşünüyoruz.* Osmanlı'da Mahalle MektebleriMüslümanlık, kadın-erkek diye ayırmaksızın herkesi dinini öğrenmeye teşvik ediyordu. Âyetler ve hadîslerle ve diğer şer'i delillerle de te'yid edilen bu mükellefiyet dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğu'nda, hemen hemen her câmi ve mescid bitişiğinde veya yakınında yüksek kubbeli tavanları olan mektebler inşâ edildiği gibi, hayır sahipleri tarafından da yâdedilmelerine ve sevâb kazanmalarına vesîle olmaları maksadıyla mektebler yaptırılmış ve bunların hizmetlerini devam ettirmeleri için gelir kaynakları vakfedilmiştir.Ekseriyet îtibariyle taştan yapıldıkları için “taş mekteb” ismi ile de zikredilen bu mekteblerin daha ziyâde “mahalle mektebi” şeklinde isimlendirildikleri görülmektedir. Nitekim resmî vesîkalarda “sıbyan mektebleri ” olarak geçen bu mekteblerin esas gâyesi İslâm dîninin âdab ve erkânını, bu cümleden olmak üzere Kur'ân okumayı, yazı yazmayı, namaz kılmayı ve ilmihâl bilgilerini öğretmekti. İsteyene tecvid de öğretilirdi. Tecvid kitaplarından bugün de halk arasında mû'teber tutulan ve okunan taşbaskı “Karabaş Tecvidi” isimlisi tercih edilirdi.Mektebe başlayan çocukların sırasıyla halk arasında “supara” da denen Elifbâ cüzü, Amme cüzü, Tebâreke ve diğer bazı cüzler ve bu arada mevlid ve en sonunda da Mushaf “Kur'ân” okutulurdu. Çocuğun Kur'ân okumaya başlaması ayrı bir sevinç vesîlesi olur ve “Mushafa çıkmak” diye isimlendirilirdi.Hocanın nezâretinde Mushafı sonuna kadar okuyup bitirmeye “Hatim indirme”denir ve bilebildiğimiz kadarıyla sadece kız çocukları için “Hatim Duâsı”yapılırdı. Bu merâsimlere de çocuğun âilesi, komşuları ve hatta mahalle sakinleri tarafından çok ehemmiyet verilirdi ki, bu âdet günümüzde de küçük yerlerde hemen hemen aynı canlılıkla yaşamaktadır. Kız ve erkek çocuklarının mektebleri çoğu defa ayrı oluyor, karışık olarak devam edilen mekteplerde ise kız ve erkek çocukları ayrı birer sıra teşkil ediyorlardı. Çocuklar yere, sıraların veya evden getirdikleri rahlelerin önüne, yine evden getirdikleri minderlerin üzerine oturuyorlardı. Derslerin bir kısmı müştereken, yani bütün çocukların katılmasıyla sesli bir şekilde, bir kısmı da ayrı ayrı yapılır ve okunan dersin sonuna hoca balmumu parçası yapıştırırdı. Ertesi gün tekrar oradan derse başlanırdı. Konuşmamızın kesildiği yeri veya son söylediğin sözü unutma mânâsına gelen “Sen buna bal mumu yapıştır” sözü buradan kalmış olsa gerektir. (…) Bevvab adındaki hizmetli her sabah “Haydi Mektebe!..” dâvetiyle çocukları toplar ve omuzunda taşıdığı uzun bir sırığa yiyecek çantalarını asarak onları mektebe iletirdi. Akşamları da yine aynı şekilde evlerine dağıtırdı. (Daha geniş bilgi için bakınız: Ali Birinci-İsmail Kara, Mahalle Mektebleri, Kitabevi, İstanbul)Mahalle Mektebine Başlama Merasimi (Bed-i Besmele)Mahalle mektebine başlama merasimi âilelerin varlıklarıyla mütenâsib bir şekilde yapılıyordu.Orta hâlli ailelerde çocuk giydirilip kuşatılır; erkek ise fesine, kız ise saçlarına süsler takılır, yakın akraba ile mektebe gidilir, derse başlatılarak hocaya duâ ettirilirdi. Bundan sonra çocuklara birer ikişer kuruş dağıtılır, hoca ile kalfaya da mendil ucuna bağlanmış bir kaç mecidiye hediye edilirdi. Anadolu'da ise çocuklara para verilmez, simit ve şeker dağıtılırdı.Yüksek tabaka arasında “Bed-i Besmele” halk arasında da “Âmin Alayı”diye isimlendirilen bu merâsimler, hâli vakti yerinde âileler tarafından bir düğün kadar ciddiye alınırdı. Âmin alaylarının bazı kaynaklarda “Duâ Alayı”şeklinde de zikredildiği görülmektedir.Yukarıda da belirttiğimiz gibi bir çocuğun mektebe başlaması aile, mekteb ve hâttâ mahalle için mühim bir hâdise olarak kabul edilirdi. Evde hazırlıklar yapılır, varsa sandıklardan yeni giysiler çıkarılır veya çarşıya gidilerek satın alınırdı. Yumuşak ve güzel bir minder doldurulur, sâde veya imkânı olanlar tarafından mor kadife üzerine sarı sırma kılâptan işlemeli, “kâr-ı kadîm” , bir cüz kesesi çocuğun sağ omuzundan sola doğru çapraz bir şekilde boynuna asılmak için hazırlanırdı. Yine çocuk için bir elifba cüzü temin edilirdi. Bunların sarı soluk kâğıtlara basılmış olanları da bulunduğu gibi, çocuğu okumaya özendirmek için altın yaldızlı basılanları da olurdu. Bazı âilelerde elifbâ cüzlerinin müzehheb el yazmalarına da rastlanırdı ki, bunlar iyi muhafaza edilir ve nesilden nesile devredilirlerdi.Merâsimden önce hocaya haber verilir ve uygun bir gün tesbit edilirdi. Bu günün kandil günlerine ve daha ziyâde Pazartesi veya Perşembeye rastlanmasına îtina edilirdi. Mektebin ilâhici takımı haberdâr edilir veya başka mekteblerin daha güzel sesli ilâhici takımları tutulurdu. Çocuk yeni kıyâfetiyle, zihin açıklığını ve hayatının yeni safhasında muvaffak olmasını sağlamak husûsunda himmetlerini istemek için âilesi tarafından evliyâ türbelerine ve bu arada ekseriya Eyüp Sultan'a götürülürdü. Çocuk bundan sonra da âilenin büyüklerine, yakın ve hatırlı dostlarına el öpmeye, duâ almaya sevkedilir, nihâyet merâsim günü gelir çatardı.Merâsim günü çocuklar, o gün için daha çok îtina göstererek giyindikleri temiz kıyâfetleriyle mektebe toplanırlar, önlerinde hocaları, kalfa ve bevvabları olduğu hâlde, ilâhicibaşının idâresindeki ilâhici takımını takib ederek ve işaret edilen yerlerde “Âmin” diye bağırarakçocuğun evine gelirlerdi.Bu safhadan sonra da merâsimin iki şekilde yapılabildiği görülüyor. Evinin, durumu ve hâli vakti müsâit olanlar merâsimi evde yaptırıyorlardı. Eve gelen mekteb çocukları, yeni başlayacak olan çocuğu alarak tekrar ilâhilerle yola düzülüyorlar ve bu defa âmin alayına daha büyük bir kalabalık katılıyordu. En önde hoca ve başının üzerinde rahleyi taşıyan bevvab yürüyor, rahlenin üzerinde çocuğun minderi ile cüz kesesi bulunuyordu. Bunların yanı sıra erkek misafirler, bir faytona veya iki yanında birer kişinin yürüdüğü midilliye bindirilmiş olan çocuk, peşi sıra da bir ilâhici başının idâresindeki ilâhici takımı ve diğer çocuklar yürüyordu. En arkada ise kadınlar gelirdi. Âdet olduğu üzere ilâhilerle şehir içinde karar dairesinde dolaşan alay tekrar eve dönerdi. Burada da ilâhiler okunur ve mekteb gülbankı çekildikten sonra alay sona ererdi. Bundan sonra alaya iştirak edenler minderler ve seccâdelerle döşenmiş, öd ağacı ve buhurlar yakılıp havalandırılmış odada otururlar ve hocanın çocuğa ilk dersi vermesini beklerlerdi. Misafirler arasında ulemâdan birisi varsa ilk dersi vermesi için hoca yerini ona terkederdi. Minderine oturup rahlesinin üzerine elifbâ cüzünün ilk sayfasını açan çocuk eline odun, kemik, pirinç, gümüş veya altından yapılmış “hilâl” adlı çubuğu alarak hocanın vereceği işâreti ve söyleyeceği sözleri beklerdi.İlk derste çocuğa elifba cüzünün en başındaki duâ kısmı ile bir kaç harf ve çok kere sadece elif harfi okutulurdu.Böylece ders sona erer, bundan sonra da:“Yarabbi ilmimi ve aklımı ve anlayışımı artır.” mânâsına gelen “Râbbi zidnî ilmen ve aklen ve fehmen” veya “Rabbi yessir...” duası çocuğa tekrar ettirilirdi.İlk ders şu şekilde yapılırdı:Hoca: Eûzubillâhi mineş-şeytâni'r-racîm.Çocuk: Eûzubillâhi mineş-şeytâni'r-racîmHoca : BismillâhirrahmânirrahîmÇocuk: BismillâhirrahmânirrahîmHoca : Rabbi yessir (Rabb'im kolaylaştır.)Çocuk: Rabbi yessirHoca : Ve la tuassir (Fakat zorlaştırma.)Çocuk: Ve la tuassirHoca : Rabbi temmim (Rabb'im tamamlattır.)Çocuk: Rabbi temmimHoca : Bilhayr (hayırla)Duâyı tâkiben çocuk, hocasının ve diğer misafirlerin ellerini öper, bu esnada hâfız talebeler tarafından Kur'ân okunur, daha sonra hoca veya bir başkası tarafından duâ edilerek merâsim sona erdirilir. Bundan sonra kurulmuş olan sofraların başına geçilerek yemek ve lokma yenilirdi. En sonunda törene katılan bütün çocuklara birer, ilâhicilere ikişer, ilâhicibaşına üç kuruş; hoca, kalfa ve bevvaba münasip miktarlarda para ile mintanlık ve cübbelik kumaş verilirdi.Merasimin ikinci bir şekli daha vardı ki, bu da evin darlığı veya başka bir mahzûr sebebiyle mektebde yapılanı idi. Mahalleyi dolaşan alayla mektebe gelinir, ilâhiler okunduktan ve gülbank çekildikten sonra içeri girilerek merâsim yapılırdı. Bu sırada davetliler ve çocuğun yakınları da hazır bulunur ve sonunda lokma yenilerek hediyeler dağıtılırdı. (Ali Birinci, “Mahalle Mektebine Başlama Merâsimi ve Mekteb İlâhîleri”, II. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri-IV, Ankara 1982, s: 37-57)* Evet, muhterem Ebeveynler,Görüldüğü gibi, Osmanlılar, Kur'ân-ı Kerim'i minicik kalplere böyle sevdirdi. Yüreği Kur'ân ve İslâm sevgisiyle büyüyen çocuklar, dünyada vatanına, milletine, ailesine ve dinine hizmet eden şuurlu birer fert oldular; âhirette de hem kendi kurtuluşlarına vesîle ameller işlediler, hem de ebeveynine “sadaka-i câriye” olacak hayırlar gönderdiler. Biz de ecdadımızın bu güzel âdetlerini yaşatarak, yavrularımızı merasimlerle ve tatlı hâtıralarla yâd edeceği şekilde Kur'ân-ı Kerim'le tanıştırmalı ve onların gönüllerinin derinliklerine bu ulvî muhabbetin tohumlarını ekmeliyiz.Kaynak: Sadakatforum

 

 

ENDERUN’DA EĞİTİM- ÖĞRETİM.

Osmanlı döneminde yüksek öğretim


Yükseköğretim yapmak isteyenler medreselere sonra da “ENDERUN” denilen zamanın yüksek okullarında çeşitli dallarda eğitim görürlerdi. ENDERÛN, Fatih Sultan Mehmet Han zamanında kurulmuş  gözde bir eğitim kurumuydu.

“ENDERUN” da eğitim

          

Enderûnda esas olan disiplindi. Talebelar iki bölümde ihtisas sahibi olmaya yönlendirilirdi. Bir bölümü zamanın müderrisleri (Profesörleri) tarafından kültürel eğitime diğer bölümü de askeri eğitime tabî tutulurlardı. Eğitim süresi 14 yıldı. Mezun olan öğrenciler zamanın İlim, bilim  adamları olurlar veya devletin üst düzey görevlerine getirilirlerdi. Enderunda müderrisler, Askerî, Tıbbî ve mühendislik eğitimi   verirler, konularında çok başarılı öğrenciler yetiştirirlerdi.

            

RASULULLAH (SAV) HZ.MUHAMMED’İN

EĞİTİM VE ÖĞRETİM METODLARI

Bir muallim olarak gönderildiğini beyan eden Raslullah Efendimiz Hz. Muhammed (sav) in eğitim ve öğretim metotları.

1-Tedricilik metodu:

2- Bilgiyi aktarmak için uygun zamanları tercih ederdi.

3- Vereceği bilgileri önce özetler sonra tafsilata geçerdi.

4- Kıssa ile eğitim metoduna rağbet ederdi.

5- Soru-cevap metodunu uygulardı.

6- Kısa ve öz cevap vermeye özen gösterirdi.

7- Öğretmede benzetmelerden yararlanırdı.

8-Olayları şekil çizerek anlatırdı.

9- Öğretimde mukayese yolunu tercih ederdi.

10- Anlattığı olayı beden diliyle destekleyerek anlatırdı.

11- Bizzat kendisi örnek olarak öğretmeye önem verirdi. (A.Ebû .Gudde (a.g.e 81.)

12- Doğru cevap vereni överek ödüllendiridi.

13- Soru sormayı teşvik ederdi. (Ebû Dâvud. Kitab-ı Tahare.age.142)

14- Gerektiği zaman yasaklar koyar ve sert davranırdı.

15- Bazı soruları başka tarafa yönlendirerek cevaplardı.

16- Önemli hususları vurgulamak için üç kere tekrarlardı.

17- Dikkatleri toplamak için duruşunu değiştirirdi.

18- Muhataplarına ilgi gösterir, samimi davranırdı.

19- Teşvik ve sakındırma metodunu uygulardı.

20- Öğretimde yazıyı bir araç olarak kullanır ve tavsiye   ederdi.

RASULULLAH (SAV) HZ.MUHAMMED’İN

“EĞİTİM VE ÖĞRETİM METODLARI”  VE UYGULAMALARI.

1- Tedricilik metodu.

Hz. Muhammed (sav) ashabına önce Kuran'ı Kerimden 10  ayeti okuyup bu ayetlerdeki bilgileri ve amelleri iyice öğrenmeden diğer 10 ayete geçmemelerini isterdi. (Ebû Abdirrahman es-Sulemî el Mukrî)'den rivayet edilmiştir.

1- Bilgiyi aktarmak için uygun zamanı tercih etmek.

Hz. Peygamber (sav) Medinenin yayla köylerinden birinden dönerken çarşıya uğradı. Halk etrafını kuşattı. Bu arada küçük kulaklı ölmüş bir oğlağın yanından geçti. Uzanıp onun kulağından tuttu ve " Hanginiz bunun 1 dirheme kendisinin olmasını ister" diye sordu.

Sahabiler " Onun bir şey karşılığında bizim olmasını istemeyiz. Hem onunla ne yapabiliriz ki" dediler. Hz. Peygamber “Peki bunun kendisine bedelsiz verilmesini ister misiniz ?” diye sordu."Vallahi diri olsaydı kulaklarının küçük oluşu onun için bir kusurdu. Zira küçük kulaklı, ya bir de ölüyken ne kıymeti olurdu ki" dediler.

Hz. Peygamber(sav) "Vallahi dünya, Allah için bu hayvanın sizin nezdinizdeki değersizliğinden daha değersizdir." buyurdu.

3- (Önce özetlemek.Sonra tavsilatına geçmek.)

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu. "Kadınla dört şey için evlenilir." (H.Ş) Ve sonra şöyle devam etti. " Malı için, soyu için, güzelliği için, dinî için. Sen dindar olanı seç" (Eğer dediğimi yapmayacak olursan) yoksulluğa düşebilirsin."  

4- (Kıssa ile öğretim)

Peygamber Efendimiz (sav) Rabbimizin Hûd suresi 120. Ayeti Kerime ile kendisine buyurduğu bu inceliği metodlarında sıkça uygulamıştır. “Peygamberlerin başlarından geçenlerden, sana anlattığımız her şey senin gönlünü pekiştirmemizi sağlar" Ayeti Kerimenin mealinden anlaşıldığı gibi Rabbani bir metot olan bu yöntem bilgileri pekiştiren, konuların daha iyi anlaşılmasını sağlayan ve öğrenilen bilgilerin  kalıcı olmasına yardımcı bir metotdur.

5- (Soru-cevap metodu)

Hz. Ömer (r.a) dan rivayet edidiğine göre: Bir gün Hz.Peygaber (sav) in yanındayken bembeyaz elbiseli, simsiyah saçlı bir zat çıkageldi. Üzerinde yolculuk alâmet gözükmüyordu. Bizden hiç kimse de onu tanımıyordu. Gelip Peygamber  (sav) in yanına oturdu ve dizlerini O'nun dizlerine dayadı. Ellerini de kendi uylukları üzerine koydu. Ve ("Ya Muhammed! Bana İslâm'dan haber ver.) dedi. Hz. Muhammed s.a.v "İslâm, Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şahadet etmen, namazı kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve yol bakımından gücün yeterse Kâbe'yi Haccetmendir." buyurdu. Adam "Doğru söyledin." dedi. Hz .Ömer diyor ki: "Biz buna şaşırdık. Hem soruyor, hem de tasdik ediyordu.

 Daha sonra "Bana imândan haber ver" dedi. Hz. Muhammed (sav): "Allah'a, Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Ahiret Gününe, Kadere, Hayrın ve Şerrine inanmandır."Adam yine "Doğru söyledin."

S.-"Bana ihsandan haber ver.!"

C.-"Görüyormuşçasına Allah' ibadet etmendir. Çünkü her ne kadar sen O'nu göremiyorsan da O seni görüyor."

S. -"Bana kıyametten haber ver!

C. -Bu mesele kendisine sorulan kişi, sorandan daha bilgili değildir."

S.-"Öyleyse alâmetlerinden bana haber ver"

C.-"Cariyenin efendisini doğurması, yalın ayak çıplak, yoksul çobanlarının yüksek binalar inşa etme ve bununla övünmeleri birbirleri ile yarış ettiklerini görmendir."buyurdu.

HZ. ömer: Bundan sonra o zat gitti. Ben uzun müddet bekleyip durdum. Sonra Hz. Peygamber (sav) bana " Ey Ömer! sual soranın kim olduğunu biliyor musun" diye sordu. Ben, Allah ve Rasulü daha iyi bilir dedim. " O Cibril (Cebrail a.s) dı. Size dininizi öğretmeye geldi." buyurdu.

6- Kısa ve Öz cevap verme.

Bir bedevi Peygamber (sav)' e geldi ve "Ya Rasulullah! Adam var ganimet için çarpışıyor. Adam var kahramanlığı görülsün diye çarpışıyor. Adam var ismi anılsın diye çarpışıyor. Bunların hangisi Allah yolundadır." diye sordu.

C.- “Kim tevhid kelimesi en yüce olsun diye çarpışırsa, işte o Allah yolundadır”. dedi.

7- Benzetmelerden yararlanmak:  Enes bin Malikten rivayet edilmiştir.

" İyi arkadaşın misali misk taşıyan kimse gibidir. Ondan sana hiçbir şey geçmese bile kokusu geçer. Kötü arkadaşın misali de körükçü gibidir. Siyah tozu sana geçmese bile dumanı sirayet eder."

8- şekil çizerek anlatma

Hz.Peygamber (sav)' in yanında otururken- işte böyle- önüne bir çizgi çizdi. ve "Bu yüce Allah'ın yoludur." buyurdu. Sonra bu çizginin sapına iki çizgi soluna da iki çizgi çizdi ve "Bunlar da şeytanın yollarıdır." buyurdu. Daha sonra elini ortadaki çizginin üzerine koydu ve şu Ayeti okudu. Bir muallim olarak gönderildiğini beyan eden Raslullah Efendimiz Hz. Muhammed (sav) in eğitim ve öğretim metotları.

13- Soru sormayı teşvik ederdi. (Ebû Dâvud. Kitab-ı Tahare.age.142)

14- Gerektiği zaman yasaklar koyar ve sert davranırdı.

15- Bazı soruları başka tarafa yönlendirerek cevaplardı.

16- Önemli hususları vurgulamak için üç kere tekrarlardı.

17- Dikkatleri toplamak için duruşunu değiştirirdi.

18- Muhataplarına ilgi gösterir, samimi davranırdı.

19- Teşvik ve sakındırma metodunu uygulardı.

20- Öğretimde yazıyı bir araç olarak kullanır ve tavsiye   ederdi.

"Bu, dosdoğru yoluma uyun. Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek   yollara uymayın. Allah size bunları   sakınasınız diye buyurmaktadır”. (el En-âm Suresi.153)

9-Mukayese yolu ile Öğretmek:

İbn-i Abbas (r.a) dan rivayet edilmiştir.

Cüheyne  kabilesinden  bir kadın Hz. Peygamber (sav) e diye sordu. Rasulullah (sav gelerek "Annem haccetmeyi adamıştı, ancak haccetmeden vefat etti. Onun yerine haccedeyim mi?") diye sordu. "Evet. Allah'a hakkını ödeyin. Çünkü Allah (kendisine verilen söze) vefa gösterilmeye daha lâyıktır." buyurdu.

10- Anlatılan olayı beden dili ile canlandırmak.

Ebû Eş'ari (r.a) Musa el-Eş'ari  (r.a) dan rivayet edilmiştir. Rasulullah (sav) şöyle buyurdular. " Mü'min diğer mü'min için parçaları birbirini perçinleyen bina gibidir." diyerek (bunu göstermek için) parmaklarını bir birine kenetledi.

11- Bizzat kendisi örnek olarak öğretmek

Süleyman b. Bureyde babsı vasıtasıyla Hz. Peygamber (sav)  den rivayet etmiştir. "Bir adam Hz.Peygamber (sav) e namazların vaktinden sordu. Rasulullah (sav) iki günün namazlarını kasdederek

" Bizimle beraber şu ikisini kıl" diyerek soru soran şahsa bizzat kendisi örnek olarak cevap verdi.

12- Doğru cevap vereni överek ödüllendirmek:

Muaz b. Cebel (r.a) dan rivayet  edilmiştir.

Hz. Peygamber (sav) beni Yemen'e gönderirken sordu.

"Sana bir dava geldiğinde nasıl hüküm vereceksin."  Allah'ın kitabıyla hüküm vereceğim.  Orda bulamazsam, "Rasulullah'ın sünneti ile oradada bulamazsam bütün gücümle çabalayıp kendi görüşüme göre hüküm veririm, bundan da geri kalmam."

Deyince Bunun üzerine Efendimiz (sav) eliyle göğsüme vurarak " Rasulullah'ın elçisini Allah Rasûlünü memnun edecek yola muvaffak kılan Allah'a hamd olsun" buyurdu.

13- Soruları bazan başka tarafa yönlendirerek cevaplama.

Enes b. Malik (r.a) dan rivayet edimiştir.

Bir adam Rasulullah (sav) "Ya Ruasulullah! Kıyamet ne zaman" Hz. Peygamber (sav) ona sordu: "O'na ne hazırladın?"  diye sordu. Adam: "Kıyamet için fazla namaz, oruç, ve sadaka hazırlayamadım, ancak Allah ve Rasulünü seviyorum" dedi.

Rasulullah (sav) ona "Sevdiklerinle beraber olacaksın."  buyurdu.

14- Gerektiği zaman yasaklar koymak ve sert davranmak.

Ebû Hüreyre (r.a) dan rivayet edilmiştir.

Kader meselesi tartışılırken H.z Peygamber (sav) yanımıza geldi.

Öyle kızdıki, üzerine nar suyu sıkılmış gibi yüzü kızardı. Sonra şöyle buyurdu." Bununla mı emr olundunuz? Ben size bununla mı gönderildim. Sizden öncekiler bu meselede münakaşa ettikleri için helâk oldular. Bir daha  bu meseleyi tartışmanızı yasaklıyorum, yasaklıyorum." (A.Ebû Gudde(A.g.e 173)

15- Dikkatleri toplamak için,  sözü üç kere tekrarlamak ve duruşunu değiştirmek:

Ebû Bekir (r.a) dan rivayet edilmiştir. Hz.Peygamber (sav) "Büyük günahların en büyüğünü size haber vereyim mi? "Büyük günahların en büyüğünü size haber vereyim mi?”   buyurdu. Bizler " Evet y Rasulullah (sav)” dedik. "Allah'a şirk koşmak, anne babaya itaatsizlik etmek" buyurdu. Yaslanıyorken oturdu ve şöyle devam etti.

"İyi dinleyin, bir de yalan yere şahitlik yapmaktır, iyi dinleyin bir de yalan yere şahitlik yapmaktır”  durmadan bu sözü tekrarlıyordu.

Muhakkak ki Efendimiz yasakladığı şeyin önemini ve tehlikesini anlatabilmek için böyle yapmış, söylediği sözleri defalarca tekrarlayarak ve oturuşunu değiştirerek dinleyenlerin dikkatini sakındırdığı şeylerin üzerine çekmişti.

16- Muhataplara ilgi göstermek, samimi davranmak.

Abdullah b. Ömer (r.a) 'dan rivayet edilmiştir.(el Buharî. Kitâbu'r Rikâk.) Hz. Muhammed (sav) omuzumdan tutarak, "Dünyada sanki bir garip veya yolcu gibi ol, Kendini kabir ehlinden say!" buyurdu.       Burda (Dünyanın geçici oluşu ona bel bağlanmaması, asıl yurdun ahiret yurdu olduğu vurgulanmıştır.)

17- Rasulullah (sav) Öğretimde yazıyı bir araç olarak kullanır ve tavsiye ederdi.

Ebu Hüreyre (r.a) dan rivayet edilmiştir. ("Bir kimsenin yakını öldürülürse iki şeyden hangisi hayırlı ise onu isteyebilir. Ya diyet ister, ya da kısas uygulamasını talep edebilir.") ( H.Ş)

Ardından Yemenli birisi olan Ebû Şah ayağa kalktı ve bunu bana yazın Ya Rasulullah dedi

18- (Olayları şekil çizerek anlatma.)

Cabir (r.a) dan rivayet edilmiştir. Hz.Peygamber (sav)' in yanında otururken- işte böyle- önüne bir çizgi çizdi. ve "Bu yüce Allah'ın yoludur." buyurdu. Sonra bu çizginin sapına iki çizgi soluna da iki çizgi çizdi ve "Bunlar da şeytanın yollarıdır." buyurdu. Daha sonra elini ortadaki çizginin üzerine koydu ve şu Ayeti okudu.

"Bu, dosdoğru yoluma uyun. Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek  yollara uymayın. Allah size bunları  sakınasınız diye buyurmaktadır. (el En-âm Suresi.153

19- Muhataplara ilgi göstermek, samimi davranmak metodu .

 Abdullah b. Ömer (r.a) 'dan rivayet edilmiştir.(el Buharî. Kitâbu'r Rikâk.) Hz. Muhammed (sav) omuzumdan tutarak, "Dünyada sanki bir garip veya yolcu gibi ol, Kendini kabir ehlinden say!" buyurdu.  Burda (Dünyanın geçici oluşu ona bel bağlanmaması, asıl yurdun ahiret yurdu olduğu vurgulanıyor.

20- Öğretimde yazıyı bir araç olarak kullanır ve tavsiye   ederdi.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE EĞİTİM VE ÖĞRETİM” YENİ BİR BOYUT KAZANDI.

 
 
 

Yorumlar


Add a rating

Apartmanımızı “Evde Anaokulu”na Dönüştürmek Mümkün mü?

OYUN-DERS_
EVDE EĞİTİM

YÖNETİMLE  İLETİŞİM

Contact information

ÖĞRENCİLERİN HAFTALIK  EV SEANSLARI

​               

Günümüzde pek çok aile, 10–15 katlı, 80–100 daireli bloklarda; birden fazla bloğu olan büyük sitelerde yaşıyor. Aynı bahçeyi, aynı asansörü, aynı otoparkı kullanıyoruz… Ama çoğu zaman hem biz yetişkinler hem de çocuklarımız birbirimizden habersiz, biraz da yalnız büyüyoruz. Oysa bu kadar çok ailenin bir arada yaşaması, çocuklarımız için muhteşem bir fırsat: Evde eğitim anlayışını, sadece kendi dairemizle sınırlı bırakmayıp, tüm bloğu ve siteyi içine alan bir “öğrenme ağı”na dönüştürebiliriz.

 

Bunun en pratik ve sıcak yolu da şu:
Bir bloktaki ya da sitedeki 5–6 annenin, haftada bir gün kendi evinde “evde anaokulu etkinliği” düzenlemesi.

5–6 Anne, 1 Gün, Küçük Bir Ev… Büyük Bir Öğrenme Ortamı Hayal  Edelim:

 

Aynı sitede yaşayan, çocukları birbirine yakın yaşta olan 5–6 anne bir araya geliyor.

  • Haftada bir gün, sıra ile her annenin evinde 1–2 saatlik bir etkinlik yapılıyor.

  • O günün ev sahibi annesi, kendi çocuğu ve komşu çocukları için küçük bir “evde anaokulu” programı hazırlıyor.

Bu kadar basit bir organizasyonla aslında çocuklar için:

  • Sosyalleşme imkânı (farklı evler, farklı çocuklar, farklı kurallar)

  • Paylaşma, sıra bekleme, empati kurma fırsatı

  • Oyun yoluyla öğrenme ve akademik destek bir arada sunulmuş oluyor.

Evler küçücük gibi görünse de, doğru planlandığında büyük birer öğrenme ve gelişim platformuna dönüşebiliyor.............

EVDE   ANAOKULU   UYGULAMASI

bottom of page