top of page

GERÇEK BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ


İlkokul beşinci sınıftaydık. İki ayrı heyecan içinde yaz tatilini bekliyorduk. Biri alacağımız diploma, ikincisi de sene sonu müsameresiydi.

O gün haftanın son günüydü. Öğretmenimiz, Feriha Hanım müsamere içeriğini hazırlamıştı, Sahneye konulacak olan “Uyuyan Güzel” piyesi için rol dağıtımı yapıyor, bunun için hepimizi tepeden tırnağa uzun, uzun süzüyordu. Başrol doğal olarak sınıfın en güzel kızı olan Armağan’a verildi. Armağan öğretmenimizin sağında, “seçilmişler” noktasına giderken sıra prens rolüne geldi. O da sınıfın en yakışıklı çocuğu olan Ali’nin payıydı. O rol de ona verildi.

Başroller tamamdı,  figüranlar da seçildi ve piyesin metni okundu, herkes rolüne ait olan sayfayı alarak yerine oturdu.


Sınıfın sessizliği Ayşe arkadaşımızın hıçkırıkları ile bozuluyordu. Ayşe öğretmenimizden izin isteyerek dışarı çıktı.

Öğretmenimiz,


-“Ne oldu? Ayşe neden ağlıyor çocuklar. İçinizde sebebini bilen var mı?  “diye sordu.

Hiç kimseden tık çıkmadı. Armağanla Ali piyesin metni hakkında konuşuyor, diğer arkadaşlarda sus, pus oturuyordu. Hiç kimse Ayşe’ nine neden ağladığını bilmiyor ve susuyorlardı.


Ama ben biliyordum. Ayşe özürlü bir arkadaşımızdı. Doğarken bir kazaya uğramış, boynunun sol tarafında Tortokolis denilen bir hasar oluşmuştu. Bu nedenle boynu daima sola doğru eğik duruyordu. Okulda onunla “Eğri boyun, eğri boyun” diyerek alay edenler bile vardı.

Ayşe buna çok üzülüyor, bu sebeple de kimseyle arkadaşlık yapmıyordu, ama bizim aramız iyiydi. Bana her derdini anlatırdı. Tabii ki ben de ona anlatırdım. İşte bu yüzden onun neden ağladığını bir tek ben biliyordum.


Biraz sonra Ayşe sınıfa geri döndü ve öğretmenimizden özür dileyerek sırasına oturdu. “Sen biliyorsun neden ağladığımı” der gibi bana baktı ve başını öne eğdi. Zil çalana kadar öylece kaldı. Hiç kimse de ona neden ağladığını sormadı ve konu öylece bir Ayşe’nin, bir de benim zihnimize çakıldı kaldı.


Yılsonu müsamere yapıldı, diplomalarımızı aldık ve her birimiz bir yere dağılıp gittik. Ama bizim Ayşe ile arkadaşlığımız devam etti.


Tatil bittiğinde sıra Ortaokula kaydımızın yapılmasına geldi. Biz de tatilde gittiğimiz yazlıktan döndük. Ayşe’yle aynı okula kayıt yaptıracağımıza söz vermiştik. Bunu konuşmak için onlara gittim. Kapıyı Ayşe açtı. Yüzünde güller açıyor, gözlerinin içi gülüyordu.


- “Ne oldu Ayşe çiğim, hayırdır çok neşelisin” dediğimde boynuna doladığı yemeniyi çıkardı ve bana;

-“Bak burada ne var” dedi.

Gösterdiği yerde 8-9 dikişli bir yara izi vardı. Gözlerimi yaraya bakmaktan ayırıp şaşkın, şaşkın arkadaşımın yüzüne baktım.


-“Ameliyat oldum bak artık boynum eğri değil” diye bana müjdeyi verdi.

Çok ama çok sevinmiştim. Sarmaş dolaş birbirimize sarılıp bu güzel gelişmeyi kutladık.

Okullar açıldı, İkimiz de aynı okula ve aynı sınıfa düşmüştük. Çok seviçliydik. Artık kimse ona “Eğri boyun” demiyordu. Ayşe de bizimle beraber koşup oynuyordu.


Nihayet sene sonu geldi. Yine müsamere yapılacak ve bu sefer karne alacaktık.

Sınıf öğretmenimiz, bu konuda bir şey düşünen var mı çocuklar diye bizim fikrimizi sordu. Sınıfta çıt çıkmıyor, herkes bir birine bakıp duruyordu. O anda Ayşe


-“Benim var hocam” diyerek ayağa kalktı.


Hepimiz merak içinde ona döndük ve ne diyecek diye dikkat kesildik.


-“Öğretmenim benim bu konuda bir fikrim var”. Öğretmenimiz bu temiz yüzlü, masum bakışlı kıza “Hadi söylesene” der gibi baktı. Ayşe;


- “Öğretmenim biz geçen sene okulda (Uyuyan Güzel) piyesi ile müsamereye katılmıştık. Ben o piyesi çok severim. Bütün yaz tatilimde düşündüm, çok çalıştım ve piyesin metnini yazdım. İsterseniz bu piyesi organize de edebilirim. Sizin de yardımınızla onu bir daha sahneye koyabiliriz.” Dedi.


Ayşe bir sene önceki düş kırıklığına böyle bir çare bulmuştu. Çünkü o rolün kendisine verilmesini çok istiyordu. Ağlaması da bundandı. Ve Ayşe başrolü kendine ayırarak rol dağıtımı yaptı

 Öğretmenimizin eşliğinde yaptıkları provalarla sene sonu müsameresi şahane oldu.


Ayşe o günkü talihsizliğinin intikamını, şahane mavi tuvaleti ve pırıl, pırıl şeffaf ayakkabıları ile göz doldurmuş, hem oyuncu hem de senarist yeteneği ile üstün bir başarı sağlamıştı.

{Bu başarı, kalbi kırık bir masumun son derece  anlamlı  bir intikamıydı.}


A.İlhan Önde(EZEL) 

 
 
 

Yorumlar


Add a rating

Apartmanımızı “Evde Anaokulu”na Dönüştürmek Mümkün mü?

OYUN-DERS_
EVDE EĞİTİM

YÖNETİMLE  İLETİŞİM

Contact information

ÖĞRENCİLERİN HAFTALIK  EV SEANSLARI

​               

Günümüzde pek çok aile, 10–15 katlı, 80–100 daireli bloklarda; birden fazla bloğu olan büyük sitelerde yaşıyor. Aynı bahçeyi, aynı asansörü, aynı otoparkı kullanıyoruz… Ama çoğu zaman hem biz yetişkinler hem de çocuklarımız birbirimizden habersiz, biraz da yalnız büyüyoruz. Oysa bu kadar çok ailenin bir arada yaşaması, çocuklarımız için muhteşem bir fırsat: Evde eğitim anlayışını, sadece kendi dairemizle sınırlı bırakmayıp, tüm bloğu ve siteyi içine alan bir “öğrenme ağı”na dönüştürebiliriz.

 

Bunun en pratik ve sıcak yolu da şu:
Bir bloktaki ya da sitedeki 5–6 annenin, haftada bir gün kendi evinde “evde anaokulu etkinliği” düzenlemesi.

5–6 Anne, 1 Gün, Küçük Bir Ev… Büyük Bir Öğrenme Ortamı Hayal  Edelim:

 

Aynı sitede yaşayan, çocukları birbirine yakın yaşta olan 5–6 anne bir araya geliyor.

  • Haftada bir gün, sıra ile her annenin evinde 1–2 saatlik bir etkinlik yapılıyor.

  • O günün ev sahibi annesi, kendi çocuğu ve komşu çocukları için küçük bir “evde anaokulu” programı hazırlıyor.

Bu kadar basit bir organizasyonla aslında çocuklar için:

  • Sosyalleşme imkânı (farklı evler, farklı çocuklar, farklı kurallar)

  • Paylaşma, sıra bekleme, empati kurma fırsatı

  • Oyun yoluyla öğrenme ve akademik destek bir arada sunulmuş oluyor.

Evler küçücük gibi görünse de, doğru planlandığında büyük birer öğrenme ve gelişim platformuna dönüşebiliyor.............

EVDE   ANAOKULU   UYGULAMASI

bottom of page